Translate

Altı Şapka Düşünce Tekniği

 

Size çok güzel, keyifli, hedefe ulaşmada nokta atışı yapabileceğimiz, bugüne kadar belki de farkında olmadan kısmi uygulamış, ama öğrendikten sonra tam olarak uygulamak isteyeceğimiz bir beyin fırtınası tekniği anlatmak istiyorum.

Önemli bir karar vermemiz gerektiğinde bu teknik emin olun en büyük yardımcımız olacaktır.

Kararlar almamız gereken zaman ve konularda beyin fırtınası yapacağımız bir sürü deneyimlerimiz olmuştur. Ekibimizle yürüyeceğimiz uzun yola çıkmadan önce veya çıkmış olduğumuz yolun herhangi bir zaman diliminde ekip arkadaşlarımızı tanımanın, daha verimli olabilmeleri için nasıl önderlik yapacağımızın anahtarı vardır bu teknikte.

Bu teknikle ele alınan konu kadar, konunun bu teknikle ele alınması esnasında ekip arkadaşlarımızın konulara nasıl yaklaştığının da görülmesi önemlidir.

Bu teknik aynı zamanda, ekip arkadaşlarımızın yaklaşımları, uzmanlıkları, değerleri ve kariyerlerinde gideceği yolda daha başarılı olmaları için yardımcı olmak isteyen liderlere bir çok ip ucu vermektedir.

Yeni bir uygulama, yeni bir yatırım, sistem revizyonu, süreç iyileştirme, problem çözme veya yeni bir sistem söz konusu oldu diyelim, bir konu var ortada. Örneğin üretim süreçlerimizin bir halkasında robot sistemine geçmek istiyoruz…

Konu belirlenir; Net bir başlık olmalıdır, "Üretim sürecinin son halkasına Robot sistemi kurmak ve kolileri paletlere robot ile dizmek", "Paketleme bölümünde otomatik kolileme sistemine geçmek", "yemekhanemizin dış hizmete dönüştürülmesi", şirketimizin merkezini İstanbul'a taşımak gibi... 

Anlatım için ben Robot sistemi kurulumu konusunu ele alıyorum...

Toplantı lideri tarafından katılımcılara konu anlatılır. Konunun toplantıda nasıl ele alınacağı hakkında bilgi verilir. Konu kadar önemli olan konunun ele alım yöntemi hakkında da detaylı bilgi verilmesidir. Toplantı süresince kullanılmak üzere aşağıdaki renklerde şapkalar hazırlanır ve dilenirse her katılımcıya dağıtılır veya ortak bir alanda görülecek şekilde bir yere 1 tane asılarak bu renge göre düşünceler alınır.


1. Adım;

BEYAZ ŞAPKA(tarafsız şapka): Net Bilgiler... Görüşülen konu ile ilgili net bilgiler, sayılar, araştırmalar, kanıtlanmış veriler ortaya konur.

Beyaz şapkada katılımcılar, robot sistemi ile ilgili net bilgiler, sayısal kazanç ve verimlilikler,  yatırım maliyetleri, yatırım geri dönüş süreleri, azalacak veya aratacak fireler ve buna benzer araştırmalar ve kanıtlanmış veriler hakkında konuşmalıdır.  Alınacak veriler tüm adımlarda başlıklar şeklinde, özet cümlelerle büyükçe bir kağıda yazılır. Ama henüz katılımcıların görmemesi için herhangi bir yere asılmaz.


2. Adım

SİYAH ŞAPKA(kötümser şapka): Tehlikeler... Görüşülen konunun riskleri, gelecekte doğuracağı problemler, eleştiriler ortaya çıkar.

Siyah şapkada katılımcılar, robot sistemi ile ilgili tehlikeleri, riskleri, problemleri dile getirir. Robot sistemini eleştirilir. Çok arıza yapabilir, yetkinliği becerisi yüksek personel ister, çok fire verir, kalıp değişimi zor olur gibi… kısacası yeni sistem kötülenir.



3. Adım

SARI ŞAPKA(iyimser şapka): Avantajlar... Görüşülen konu ile o işin avantajları ortaya konulur. Getirileri göz önüne alınır.

Sarı şapkada katılımcılar siyah şapkada yaptıklarının tam tersini yapar, robot sisteminin avantajlarını konuşur, kazancını, prestijini mesela. Kısacası yeni sistemi över.



4. Adım 

KIRMIZI ŞAPKA(duygusal şapka): Duygular... Görüşülen konu ile ilgili olarak, kişilere hiçbir dayanağı olmadan hislerini söyleme şansı verir.

Kırmızı şapkada katılımcılar duygusaldır. Herkes hislerini paylaşır. Personel azalacak mesela, bundan rahatsız olan dile getirir, istihdam iyidir boşver robotu gibi, katılımcılar bu şapkada çocukluğuna gitmeli ve en saf halleri ile düşüncelerini dile getirmelidir.



5. Adım

YEŞİL ŞAPKA(yenilikçi şapka): Yaratıcılık... Konu ile ilgili alternatifler araştırılır. Yaratıcılık ön planda tutulur ve toplantıya katılanların yaratıcı olmaları teşvik edilir. Önemli olan fikrin saçma olup olmaması değil, orijinal, yeni, üretken olmasıdır.

Yeşil şapkada katılımcılar yaratıcıdır, robot sistemi ile birlikte yenilikçi fikirler alınır, palet strech yapıldı arkasına otomatik taşıma sistemi de yapalım gibi, ya da robot sistemi şu şekilde daha ileri teknoloji ile şöyle bir sisteme geçelim gibi yaklaşımlarla önerilerde bulunur.


6. Adım

MAVİ ŞAPKA(serinkanlı şapka): Sonuçlar... Düşünceler sistematize edilir. Toplantının sonuçları ortaya çıkarılır, durum analizi yapılır ve özetlenir.

Mavi şapkada tüm şapkalarda, büyükçe bir kağıda alınan notlar kendi rengindeki şapka görseli ile katılımcıların göreceği şekilde asılır. Herkes her şapkada ne konuşulmuş özetlerini görmelidir. Tüm veriler tartışılır, sonuca ulaşılmalıdır.

 


Teknik kullanılırken yaşanan diyaloglarla çok eğleneceğinizi de garanti ederim J

 

Esat ÖZDEMİRKAN

02.2023 

İstifa Mülakatı

 

İş başvurularında mülakat yapıyoruz. İşe başlayacak adayları seçerken kılı kırk yarıyoruz… Bir çalışma arkadaşımız istifa ediyor işten ayrılıyor, Peki neden istifalarda mülakat yapmıyoruz? ya haklıysa...

Bunu yıllar önce küçük bir konuda danışmanlık verdiğim bir işletmede İnsan kaynakları müdürüne söylediğimde gülmüştü.

NEDEN AYRILIYORSUNUZ?

“İstifa mülakatı”!!!

Komik değil, aksine uygulamasıyla da gösterdiğim ciddi bir konudur.

İnsan kaynakları, görev tanımı işletmelerce farklılık gösterse de, adı üstünde, insan kaynağı sağlar. Bu başlığın altında yatan asıl görev tanımı da, doğru insan kaynağıdır. Doğru kişilerin doğru yerlerde istihdam edilmesidir…

Sabah mesai başlangıcında insan kaynakları müdürü ile görüşürken içeri, görevini sonradan öğrendiğim depo sorumlusu bir arkadaş girdi.

-İstifa ediyorum.

Dur, ne oldu? neden? derken...

-Yeter! hiç birşey istemiyorum ne gerekiyorsa imzalarım çıkıyorum ben dedi.

Ayak üstü bir atışma sonrası insan kaynakları da karşı taarruza geçti ve kavga gürültü sonrası yarın gel evraklarını hazırlarız imzalarsın diyerek gönderildi.

Burada araya girip "istifa mülakatı" yapmalıyız dedim, açıklayarak... 

Güldü,

-Bırak abi ne hali varsa görsün dedi. Ne mülakatı adamın bir dövmediği kaldı bizi…

Gerçekten arkadaş iri, uzun ve eli nerdeyse benim elimin iki katı büyüklüğündeydi.

Bir görüşmek istedim. Müdür arkadaş müsaade edince istifa edeni çıkmadan yakaladım, rica ettim, gel konuşalım, yardımcı olabileceğim birşeyler varsa bakarız diyerek zor da olsa ikna ettim.

Depo sorumlusu, gelen malzemeleri teslim alıyor, üretim planına göre, üretime malzeme veriyor, kullanılanı düşüyor, kalanı geri depoya alıp rapor ediyor ve malzemeler eksildikçe sipariş vermesi gerekiyor.

Ancak bağlı olduğu birim yönetimi ile bu konularda yaşanan hesaplama ve kayıt sorunlarından dolayı sürekli kavga halinde. Raporda malzeme var görünüyor ancak depoda çıkmıyor, üretim aksıyor. Herkes haklı. Anladığım ve gördüğüm, arkadaşın pek hesap kitapla arası iyi değil. Görüşme bitti ve arkadaş ayrıldı.

Müdür bey görüşmeyi sordu ve konuştuklarımızı anlatırken, sevkiyat sorumlusunun da dün istifa ettiğini söyledi ve alaylı olarak bugün imzaya gelecek istersen onunla da görüşün dedi. Atladım tabi hemen, olur tabi ki görüşüyüm dedim.

Öğleden sonra sevkiyat sorumlusu gelmiş haber verdiler ve görüştüm.

Sevkiyat sorumlusu, sevkiyat planına göre araç organizasyonu yapıyor, gelen araçları yükletiyor, irsaliye kestirip gönderiyor.

Zayıf, uzun boylu müthiş derecede kibar bir beyefendi. Şoförlere dert anlatmaktan bıkmış, içeri girilmesi yasak olan yerlere girenlerle  baş edemiyor, bu iş bana göre değil diyerek görevinin değiştirilmesini istemiş ancak kimse kulak asmamış. Son olarak iki gün önce kavganın arasında kalmış ve istifa etmiş.  Haklı mı? Haklı.

Peki haklı olan insanları kaybetmek doğru mu? Değil?

Tahmin ettiğiniz gibi… evet “istifa mülakatı” uygulamasında başarı elde etmenin verdiği mutlulukla İnsan Kaynakları ve Genel Müdür ile bir takım görüşmeler yaparak her iki arkadaşı da işe aldırıp görev yerlerini değiştirdik.

Eli benim elimin iki katı olan arkadaş 2 gün sonra tabiri caiz ise şoförleri araçlarından indirmeden sırası geleni çağırır vaziyette geleni yüklüyor gönderiyordu. Sevkiyatta disiplin askeriye gibi oldu.

Malzeme depoda yeni arkadaş hesap makinesi kullanmadan işlem yapıyor, üretimin firesine kadar hesap soruyordu iki gün sonra. Raporu revize ediyordu en son daha anlaşılır olsun diye…

“İstifa mülakatı” bu işte. Aslında ben burada "istifa mülakatı" sayesinde doğru kişinin doğru istihdam edilmediğini tespit etmiş oldum. Doğru işte doğru istihdam, işleri kolaylaştırır, geliştirir, çalışma ortamını sorun olmaktan kurtarır. 

"İstifa mülakatı"nın faydası bununla da sınırlı değildir. Gidenin geride kalan kişiler veya işler üzerinde olumlu etkiler oluşturacak bilgiler verecek olmasıdır. süreçlerde iyileştirme sağlayacak bilgiler, faydalı faydasız süzgecinden geçirilerek kullanılacak bilgiler. Bunları normal çalışma şartlarında as-üs ilişkileri sebebi ile çekincede kalan kişilerden alamayız. 

Her defasında belki bu kadar net atış olmayabilir ama, İnsan kaynakları tarafından, aslında tam anlamı ile hedef, görev tanımı, iş takibi, puanlama sistemleri ile doğru istihdam sağlansa buna daha az gerek duyulacak. Yok, yine de sonuç ne olursa olsun “İstifa mülakatı” bilgi verir. Gizli kalmış şeyleri ortaya çıkarır, vebali ortadan kaldırır, ayrılık illaki olacaksa da geriye kalanlar için işlerin düzeltilmesi için fırsat verir.

Esat ÖZDEMİRKAN

05.2021

Selam, Merhaba, Nasılsın?…

 

Selam, Merhaba, Nasılsın?…

Çok önemli bir yardımcı konu ve eğer işletmemizde verimlilik, süreç iyileştirme ve liderlik konularına


önem veriyorsak, güne, işe, toplantıya, kısaca insan ilişkilerine selamlaşmakla, hal hatır sormakla başlamalıyız. Maalesef basit görünse de birçoğumuzun dikkat etmediği önemli bir yardımcı unsur bu.

İşlerimiz yoğun, zaman yetersiz, fuzuli hiçbir muhabbete ayıracak zamanımız yok. Biran önce konuya girmeliyiz, işleri bitirmeliyiz, önümüze bakmalıyız.

Bir makineye komut veriyorsak kabul. İnsan dan bahsedersek, kabul değil…


Bir işletmede görevinin ne olduğuna bakmaksızın her insanın kendisine ait bir dünyası olduğunu unutmamamız gerekir. Çalışma arkadaşlarımızın her biri bir baba, anne, oğul, kız, dayı, amca. Her biri mesai sonunda evine gittiğinde karşılanarak girdiği bir dünyaya sahip. Öncelikle sırf bundan dolayı doğru yaklaşımı hak etmektedir.

Ayrıca;

İşletmelerde, verimliliği, süreçlerin iyi olmasını, ekip çalışmalarını, kısacası işlerinin düzgün gitmesini isteyen her liderin başta dikkat etmesi gerektiği bir husustur bu. Çünkü;

Selam vermek bir motivasyon şeklidir...

Güne başlarken, toplantıya başlarken veya saha gezisi yaparken karşılaştığımız kişilere selam verip, kısaca hal hatır sorup yüzüne dikkatlice bakalım lütfen, gülümseme haricinde başka bir ifade görmemiz mümkün değildir.

Selam vermek karşımızdaki insana “sana değer veriyorum” demektir.

Bir “Merhaba, Nasılsın” diyerek aslında çalışma arkadaşımıza verdiğimiz değeri, iletişimimizin sadece “iş” ten ibaret olmadığını göstermiş oluyoruz. Bunu gören hisseden kişiler emin olun bir yerlerde bir şekilde bizim işlerimizi kolaylaştırıyordur.

Selam vermek karşımızdaki kişi ile iletişimimizin kapısını açmaktır…

“Merhaba, Nasılsın” sana bir konudan bahsedeceğim demektir, “Beni lütfen iyi dinle” demektir. Karşılığında alacağınız yanıt sözlü olarak her ne olursa olsun aslında gizliden gizliye, “Dikkatim siz de”, “Sizi dinliyorum”, Size nasıl yardımcı olabilirim” demektir.

Konuya daha başlamadan iletişimi kapatmayalım...

Direk konuya girdiğimizde, “insan önce bir selam verir” cevabı aldığımız olmuştur mutlaka. Bunu muhtemelen samimi olduğumuz birinden duymuşuzdur.

Çalıştığımız işyerinde, konumumuz itibariyle bunu bize dillendiremeyen çalışma arkadaşlarımızın olduğunu düşünelim. Cevabı bu kadar samimi olamaz belki ama, tepkisi illaki, konuyu anlamama, isteksizlik veya yanlış anlama şeklinde geri döner. Bunu gören hisseden kişiler de emin olun bir yerlerde bir şekilde bizim işimizi kolaylaştırmıyordur…

Hepimizin çalışma gayesi net olarak “Mutlu olmak” içindir(Aslında bu cümle ayrı bir yazımın konusu ama neyse). Para kazanmak, geçinmek, kendimizi geliştirmek, istihdam vs bir çok sebep sayabiliriz ama bana göre kök neden Mutlu Olmaktır. Başarı da mutlu eder, maddi kazanç da. Ama mutlu olmanın dolambaçlı yollarından ziyade çok basit yöntemleri de vardır. Selam vermek, hal hatır sormak mutlu eder insanı, mutluluk bulaşıcıdır, döner dolaşır bizi bulur, yardımcı konu diye bahsettiğim selam vermek konusu da gizliden gizliye dönüp dolaşıp bizi bulan bir kaynaktır. Vazgeçmeyelim, başarıya giden yolumuzda yardımcı bir konudur, dikkat edelim.

Yarın sabah işletmemize girerken güvenlikten başlayarak bir saha gezisi yapalım. Güvenlik görevlisi arkadaşlara da işletmemizin her sahasında görev yapan arkadaşlara da selam verip değerlerimize değer katalım. Günün sonunda bir değerlendirme yapalım işletmemizde bugün nasıldı diye, farkı farketmemek mümkün değildir.

 

 

Esat ÖZDEMİRKAN

06.2021

Pozitif (Olumlu) Düşüncenin İş Hayatındaki Gücü

Pozitif Düşüncenin İş Hayatındaki Gücü;


Normal hayat üzerinden gidecek olursak birçok yazı, düşünce, videoya dönüşmüş sunumlar bulabiliriz. Her insanın mutlaka deneyip mucizelerini görmesini istediğim bir düşünce yapısıdır emin olun. 

Bugün sadece iş hayatındaki mucizelerinden bahsetmek isterim...




Pozitif düşünce mucizelere gebedir...

Sabahın ilk saatlerinde fabrikaya girmemle birlikte Elektrik Bakım Sorumlumuzla yolda karşılaştım.

Arıza sebebi ile uykusuz, bitkin ve umutsuzca çözmeye çalıştığı problemi anlatıp, "çözemiyorum" "çözemeyeceğimi biliyorum"  kelimeleriyle bitirdi. Beraber bir çay içmeye davet ettim. Çaylarımızı yudumlarken kendisine güvenmesi gerektiğini anlattım. 25 yıllık iş tecrübemde bu problemi çözmek için kimi aramalıyım diye düşünürsem yine kendisini arayacağımı belirttim. Problem büyüktü ama "O" çözebilirdi. 5 dk pozitif düşüncenin gücünden bahsettikten sonra, gidip tekrar bakmasını ancak giderken yolda, sorunu çözdüğünü düşünmesini ve buna kendini inandırmasını istedim. 

Bu sorunu ancak sen çözebilirsin!!! Bu kabiliyete sahipsin, inanmalısın!!!

30 dk sonra sorunu çözdüğünü bildirmek için aradı. İyi ki varsın diyerek tebrik ettim.

Bu kısa anımız bir örnektir. Sihirli değnekle arızaya dokunarak çözmedi tabi ki ama inancı, güveni ve kabiliyeti, bakış açısını değiştirdi. çözeceğim dedi, çözdü...

Çözümsüzlükten başka birşey konuşmayan, hiçbir şeyi çözemez, 

Sürekli sorun olacağından sürekli problem çıkacağından bahseden kişi sürekli problemlerle karşılaşır...

Hayat, kafamızda canlandırdığımız şeyleri getirir önümüze. İş hayatında da bu böyledir. 

-Bu düzen değişmez

-Bu hat çalışmaz

-Yine sıkıcı bir gün

-Kesin kötü birşey olacak

-Ben yapamam

-Ben bunu çözemem

-vs

-vs

Negatifliği, olumsuz düşünceleri bırakmalıyız, herşeye olumlu yaklaşıp mücizelerin içinde yaşamalıyız,

-Senin için ne yapabilirim

-Size nasıl yardımcı olabilirim

-Daha iyisi için ne yapabilirim

-Başaracağım, bu güç bu akıl var bende...

-Bu bir problem değil, fırsat... çözeceğim

-Ben yaparım

-Ben çözerim

-vs

-vs

Karşılaştığımız her durumda hayat bize iki seçenek sunar, biz tercih ettiğimize göre yol alırız.

Pozitif düşünce ile hayatın bize olumlu şeyleri getirmesinin kapısını açarız. 

Klavyesine sürekli su döktüğünü ve bunun onun kaderi olduğunu ifade eden arkadaşımın daha cümlesini tamamlamadan klavyesine su döküldüğüne şahit oldum. Kaderi kabul ettiği için masasında neyi nasıl kullandığına hiç dikkat etmiyordu. Bunu kafasından atmadığı sürece hayat ona suyu klavyeye dökeceği şartlar sunacak. Bardağı klavyeye yakın koymaması gerektiğini hiç akıl etmeyecek.

Büyüklerimiz bunu görmüş ve bundan dolayı söylemişler belki de, 

-Bir şeyi kırk kere söylersen olur, 

-Kötüyü çağırma

-Güzel konuş, güzel yaşa

İş hayatımızda pozitif düşünceyi bir felsefe haline getirmekle birlikte, etrafımızı da böyle insanlarla doldurmalıyız. Negatif, frekansımızın uyuşmadığı, olumsuzluklardan bahsederek enerjimizi bitiren, frekansımızı düşüren, kendimizi kötü hissetmemize sebep olan insanlardan da uzak durmalıyız. Buna dikkat ederek ekipler kurmalıyız, bizi canlandıran teşvik eden, kötüyü değil iyiyi getiren, suçlayan değil, yardım eden...

Böyle olumlu ekiplerle beraberken "daha iyisi nasıl olabilir" konuşulur, "verimlilik" , "hedef", "başarı", "mükemmellik" konuşulur. Başaracağızlar, teşekkürler, tebrikler, iyi dilekler, hadi yapalımlar havada uçuşur.

Tabi sadece pozitif olalım demek yetmez, nasıl yapılacağı, beynin olumsuzluklara yatkınlığı, bunları araştırıp tekniklerini kullanmak gerekir. Ama bu ayrı bir eğitim konusudur, araştırılmalıdır.

Kısaca, beynin geçmiş tecrübelerle şekil almış olması, tehtidlere karşı tedbir almak, riskler ve en önemlisi güvende olma hissi bizlerin olumsuz düşünceye meyletmesine sebep olmaktadır. 

Söylemek istediğim de tam bu zaten, olumsuzluklar üzerine olumsuz düşünce yapısına sahip olduk. Bunu değiştirmek için, meditasyonlar, rahatlama egzersizleri, birçok teknikler var anlatılacak, uygulanacak. Hepsi de başarıya gider. 

Basitçe şunu düşünelim; kainat senin, sen kainatın içinde... Sen kafanda ne yaşarsan, kainat  düşüncelerini yaşaman için harekete geçer... 

İş ortamını kafanda nasıl canlandırıyorsan, davranışların da buna göre şekil alır. Çalışma şeklin, insanlarla olan diyaloğun neyi istediğine bağlı olarak belirmiş olur ve bir süre sonra kafanda canlandırdığın gibi bir çalışma ortamı oluşmuş olduğunu görürsün. 

Şimdi iş hayatınızın bundan sonraki döneminde hayat size yine iki seçenek sunuyor...

Hadi bir seçim yapın, pozitif düşünün, inanın ve başarın... 


Esat ÖZDEMİRKAN

07.2021




 


Etkili Planlı bakım - Toplam Verimli Yönetim

"Minimum arıza ile maksimum verimlilik elde etmek"

İçinde barındırdığı gizli tehlikeyi farkettiniz mi?

Minimum arıza ile maksimum verimlilik elde etmek için bir işletmede yeralan makine techizatların bakımına ne kadarlık bir bütçe ayırmak gerekir?

Şimdi bu sorulara ileride tekrar dönelim...

Planlı bakım kavramı tüm ilgili kişilerin bildiği basit bir açıklama ile; makine techizatın ihtiyacı olan bakımları yaparak olası arızaların önüne geçmektir. Bunun için başlangıç adımı makineye ait bakım klavuzunu inceleyerek bakım talimatı oluşturmaktır. Bakımların durumuna göre periyodlar oluşturmak ve günü gelen bakımı gerçekleştirmektir. Bu döngü devam ettikçe makinenin bakımları planlanmış ve yapılmış olup, arıza çıkma olasılığının düşmesi beklenmektedir. Bunun adına koruyucu bakım da denilmektedir.

Koruyucu bakımın bir üst evresi; planlanan bakımlar yapılırken, oluşan arızaların durumu ve makinenin kullanım süresi baz alınır ve tecrübe edilen hususlar bakım talimatlarına girilir. Makineler sürekli takip altında tutulur ve ara bakımlarla desteklenebilir. İlgili makinelerin parçalarının yedeklerini tutar ve bakım esnasında hazır bulundurulan yedek malzemeleri kullanarak daha bozulmadan değiştiririz. Bu sayede arıza yapacak malzemeyi önceden değiştirerek olası arızanın önüne geçmiş oluruz. Tecrübelerimiz arttıkça ekonomik ömrü tükenmeden değiştireceğimiz malzemeleri daha sağlıklı tespit eder ve periyodik olarak yeniler, süprizlerle karşılaşmamış oluruz.Bu sayede makinenin kullanım şartlarına göre bakım klavuzunda belirtilen bakımlardan daha da kaliteli bir uygulama yapılmış olur. Bunun adına Kestirimci bakım da denilmektedir.

Literatürde, basitçe anlattığım süreç bir çok teknik terimlerle sınıflandırılmış ve değişik teorilerle bakım sürecine yeni şekiller verilmiştir. Buraya kadar herşey mükemmel; işletmemizde kullandığımız tüm makine techizatlar için planlı bakım süreçleri oluşturuldu,uygulandı...

Peki ne kadar harcandı?

Bakım sürecini hangi teknik isimle adlandırmış olursak olalım, bir makine için % 1 arıza duruşun bakım maliyeti x birim iken, %0,9 un 2x, %0,8 in 4x birim gerçekleşme ihtimali vardır. Yani makine verimliliği artarken bakım maliyeti çarpanlarla artabilir. Çünkü mevcut oranlarda bakım içeriği farklı olur,1 birim azaltmak için farklı olur. En iyi ihtimalle değiştirilen parçaların sayısı artar. Oysa ki günümüzde yağ değişimleri bile firmanın belirttiği zamanlarda değil, yağ analizleri yapılarak belirlenen zamanlarda yapılmaktadır. Burada sorulması gereken soru, bakım maliyeti makinenin verimliliğine denk mi? %0,1 birim verimin üretilen ürün veya hizmet için dönüşü, bakım masrafından fazla ise sorun yok. Ancak %0,1 birim verim elde etmek için yapılan bakım masrafı verimlilik karından fazla ise zarar ediliyor demektir. Bakımda zarar etmiş oluruz. Tabi bunun yanında, makine için duruş esnasında hurda ürün meydana geliyor ise hesap başka, arıza süresi kadar sadece üretim kaybı yaşanıyorsa başka. Dolayısı ile bir makine techizat için verimlilik hedefi belirlenirken tüm bu hususlar masaya yatırılmalıdır.

Şimdi tekrar sorulduğunda;

"Minimum arıza ile maksimum verimlilik elde etmek"

İçinde barındırdığı gizli tehlikeyi farkettiniz mi? gizli tehlike MALİYET olur.

Etkili planlı bakım süreci sonucunda "optimum arıza duruş süreleri ile optimum verimlilik" elde etmek amaçlanmalıdır. Kulağa hoş gelmese de bu süreçte makinenin bazen arıza yapması beklenecektir. Rulman arızası istemiyorsak bozulmadan değiştirmek isteriz ve buna göre bakım planları yaparız. Peki rulman özel ve pahalı ise, yedeğim var ve arıza yaptığı taktirde herhangi bir ürün bozukluğuna sebep olmuyor ise, motor yanma sorunu yok, rulmanın bozulduğunu sesinden anlayabilir ve değişimi kısa sürüyor ise bu rulmanı bakımda mı değiştirmeliyim, yoksa arıza yapmasını bekleyip ozaman mı değiştirmeliyim? İnanın arızalandığında değiştiririm dediğim bir rulman fazladan 2 yıldır çalışıyor. Yani şimdiden bir rulman karım var.

Etkili planlı bakım sürecimizi bir sınıf daha kaliteli hale getirmek de mümkün. Bundan sonraki bakış açımız, makinelerdeki parçalarla birlikte makinenin kendisi olacaktır.

Hangi makine benim için daha önemli? Hangi makinemin duruşuna tahammülüm yok? Bakım bütçemi hangi makinelere yönlendirmeliyim?

En çok sipariş aldığım ürünleri ürettiğim veya arıza duruş sonrası en çok ürünümün bozulduğu üretim hattı, bakımı en çok hakeden üretim hattıdır. Çalıştığı sürece işletmeye kar getiren, durduğu sürece kardan çaldığı gibi zarar ettiren bu hattın üzerine titremeliyim. Bakım bütçemin büyük çoğunluğunu bu hatta ayırmalıyım, bu hat duruyorsa başka hiçbirşeyle uğraşmadan müdahale etmeliyim. Bakımlarını mümkün olduğunca kısa sürede ve en etkili şekilde gerçekleştirmeliyim. Sırf bu hattın bakımı için belki ayrıca bir protokol oluşturmalıyım.

Mükemmel oldu... yetermi? hayır.....

Şimdi bir üst kalite sınıfına geçelim isterseniz. Planlı bakım süreci, bir işletme için ürün kadar, üretim süreci kadar önemli bir süreçtir. Ama daha önemli değildir. Hangi makineye daha fazla önem verileceği bakım sürecinin kendince karar vereceği bir durum değildir çünkü. Bunu belirleyebilmek için iletişime ihtiyacı vardır. Süreçlerin tümüne hakim olması gerekir. Süreçlerdeki  önem sırasındaki anlık değişimleri hemen algılayabilmeye ihtiyacı vardır. Sonuç odaklı düşünürsek maliyete etki eden her faaliyetin birlikte düşünülmesi gereken bir sistem kurmak en faydalısı olacaktır.

Toplamda her hususun ele alındığı bir süreç. Bakım faaliyetlerini ayrıca değerlendirmek değil; içerisinde üretilen üründen tutun, proses, sevkiyat süreci, satış, makine kullanıcıları, satınalma süreci, temizlik faaliyetleri, bakım personeli gibi tüm faktörlerin barındığı bir sistem kurmak gerekir. Önem arzeden herhangi bir makine değil, bizi sonuca ulaştıracak süreçte, önem arzeden herhangi bir durum söz konusudur artık.

Bakım sürecinde çok önemli bir makine seçilen forklift, sevkiyatla ilgili yapılan yeni anlaşma ile veya sevkiyatın mevsimsel değişimine göre zaman gelecek en önemsiz kategorisine girebilecek. Kiralama sistemi bile düşünülecek, yatırım yapılmayacaktır belki de. Yada üretim hatlarından bakım sürecinde önemsiz azledilen bir makine, yeni alınan ve oldukça karlı bir sipariş için en önemli kategorisine girmesi gerekecek.   Üzerine titrediğimiz hat birden çoğalacaktır. Dolayısı ile kurduğumuz sistem süreçler arası haberleşmeyi de sağlamak zorundadır. Tüm süreçlere neye hizmet etmesi gerektiğini anlık olarak iletmeli ve gerekli koordinasyonu sağlamalıdır.

Tam bu noktada, yukarıda anlatılan bakım sürecinin, halkanın bir parçası olduğu ve asla tek başına düşünülmemesi gerektiği net olarak görülebilmektedir.

Toplamda sistemi Verimli Yönetmek lazım. Bir bakım sürecinden öte yönetim stratejisinden bahsediyorum. Herhangi bir sistemin adı olarak bahsetmiyorum. İçeriğini her işletme kendine göre doldurmalıdır. Amaç kar etmek, amaç maliyetleri düşürmek ve bu yolda ancak geniş ve esnek düşünce yapısı ile başarılı olunabilir. Minimum arıza duruş oranı ile maksimum verimlilik elde etmek düşüncesi dar bir bakıştır. Optimum algısı, içerisinde tüm süreçleri barındırır. Fayda maliyet esaslıdır. Değişkenlikleri çabuk algılayıp, çabuk ayak uyulmasını sağlar. Sonunda kar eden sadece süreç değil, işletmenin tamamıdır!


Esat ÖZDEMİRKAN
04.05.2014



  

Cam Tavan Sendromu

Cam Tavan Sendromu

Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görür.
Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar.
Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışır ama başlarını tavandaki cama çarparak düşer.
Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplar, tekrar başlarını cama vururlar.
Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çeker. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıplamamayı öğrenir.

Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır.


Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplar!
Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkanları vardır ama buna hiç cesaret edemezler.


Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı "hayat dersi"ne sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkanları vardır ama kaçamazlar. *Çünkü engel artık zihinlerindedir*.


Onları sınırlayan dış engel kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel varlığını sürdürmektedir.
Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini gösterir. Buna "*cam tavan sendromu*" denir. Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır. Cam tavanınız hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir.
Yapabileceğin, yapabileceğini düşündüğün kadardır.


Alıntıdır... Çok örneğini verdiğim bir husus, çoğumuz bilse de burda tekrar paylaşmak istedim...

"Verimlilik" Gereksiz İse Lambayı Söndür...


Temizlik, yapılan iş ne olursa olsun, işin yarısıdır. Temiz çalışıyorsa insan yaptığı işin yarısı kesin doğrudur. Temizse, tasarrufludur...Tasarruf yolundadır en azından...

Oto tamircisi, boyacı veya cnc operatörü... Her kim, her ne işi yapıyorsa yapsın, temizlik, işini %50 daha iyi yapmasını sağlamaktadır. Temiz ise gereksiz birşey yoktur etrafında...

Arabasında kuş pisliği görüp, oto yıkamaya giden bir sürü insan vardır etrafımızda. Titizlik başka şey fakat aracını tümsekten geçerken durma noktasına getiren belki de kendinsin. Araba senin! belki borcu bitmedi daha, servise gittin basit bir yağ değişimi yaptıracaksın. Teslim ediyosun ustaya arabayı.

Usta var;
Kullandığı aletler temiz ve nizami, işi biten aletleri tekrar yerine koyuyor, yağ değiştirirken örtü vs kullanıyor ve aracın diğer bölümlerinin kirlenmesini önlüyor, işi belli bir prosedüre göre yaptığı belli oluyor, iş bitiyor, aracın motoru eskisinden belkide taha temiz duruyor. Ortada alet vs kalmamış.

Usta var;
Kullandığı aletler zaten kirden geçmiyor, açık ağız anahtar elinden kayıyor ve düşüyor, motorun yağ kapağını tutturamadı, motor üstü olduğu gibi yağ, arabanın kaputunu kapatıyor, üstü bi karış yağ. Biniyorsun arabaya, acaba koltuğa oturmuşmuydu diye düşünüyorsun. Tam yürüyorsun arabayla, alttan bir anahtar sesi geliyor, üstünden geçiyorsun ustanın elinden kayıp düşen açık ağızın.

Hangi ustayı tercih edersin diye sormayacağım bile. Kim ister dağınık çalışanı. belki dağınık usta diğerinden daha tecrübeli ama %50 titiz olan tercih edilmez mi?

Gömlek daralttırmak için gittim terziye, kumaşların arasından zor konuşuyoruz, tezgahın arkasından çıktı buyur dedi usta, dedim usta yanlış gelmişim, sana hayırlı işler. Böyle dağınık bir ustanın benim gömleği nasıl dikeceğini merak dahi etmedim.

Alışveriş merkezi otoparkında 15 m2 alanda bu işi yapan bir terziye gittim...

Buraya fotoğrafını koymam lazımdı, görmelisin; duvarda topu topu 4 raf var, ikisi sağda ikisi solda, pantolonlar ve gömlekler bir yerde, etekler ve montlar bir yerde, hepsi askıda ve düzen on numara. İki kişi çalışıyor, çırak gelenleri alıyor isim ve yapılacağı yazıp askıya asıyor. Usta oturduğu yerin solundaki askıdan geleni alıyor, nota göre yapılacak neyse yapıyor, sağından diğer raflara asıyor, eline gelen parça kesikleri hemen tezgahın altında bir kutuya atıyor. Zeminde veya tezgah üstünde bir tane parça kumaş vs göremezsin.

Gömleği verdim, şurdan daralt dedim, isim not derken benim gömlek rafta. 1 saat sonra al abi dedi, kendimi dışarıda buldum. Dükkanın içinde duramıyorsun bile, sistem öyle... 1 saat sonra geldim... Gömlek tamam. hoşumada gitti, ancak dükkan daha da hoşuma gitti. Orada herşey var, 5S, Kaizen, Süreç İyileştirme, ne ararsan. Ustanın bir hamlesini gördüm; işi biten malzemeyi askıya asarken tüm askıdaki malzemeleri ileri itiyor, biten malzemeler öne doğru ilerlemiş oluyor. Çırağın dediği saate yakın gelirsen malzemen yaklaşık ön taraflarda oluyor. Varmı böyle bişey dedim, hayranlıkla ayrıldım ordan. İmkan vs hiçbir mazeret yok. Her yer düzenli, ne gereksiz hareket var, ne gereksiz kumaş, ne gereksiz personel var ne gereksiz makine, müşterinin biran önce gitmesi bile planlanmış, :)dükkan dar çünkü. Bir müşteri bir terzide ancak bu kadar kısa süre durabilir. Artık benim terzim bu.

Dediğim gibi yapılan işin ne olduğunun bir önemi yok. Kendi içinde öyle hale getirisin ki hayran kalır görenler.


Yapılan iş, mutlaka daha iyi yapılabilir. Daha az enerji ile, daha az iş gücü ile, daha fazla verimlilik ile veya daha az maliyetle daha fazla çıktılarla... Bence verimliliği yakalamanın yolu temizlikten geçer. Bunun özetle adı tasarruftur. Kayıpların ortadan kaldırılmasıdır(temizlenmesi) yada. 

Gereksiz ise lambayı söndürmek tasarrufun en objektif göstergesidir. Temelde bu mantığa sahip her insan yaptığı işi daha iyi hale getirir mutlaka.

İş içerisinde gereksiz yapılan hareketler, gereksiz malzeme taşıması, gereksiz stok, gereksiz üretim, bütün bunların önlenmesi de gereksiz lamba söndürmek değil midir? Gereksiz ise fazla hareketten kaçın! Gereksiz ise stok yapma! Gereksiz ise üretim yapma! gibi. Temizlikle birlikte tasarruf  değil midir bu?

Esat ÖZDEMİRKAN
07.10.2013


Bak Sen Şu İşe...

Güneşli yaz günlerinden biri, Pazar günü ve tadını çıkarmaya kahvaltıyla başlamak istedik. Eşimle birlikte mutfakta hem kahvaltı hazırlıyor hem de kızımıza cevap veriyoruz; kızım akşama kadar ne yapmak istiyorsa ard arda sıralıyor, her isteğinin arkasından onaylamam için ısrar ediyordu. Her isteğini kabul edeceğimi zaten önceden kendimce planlamıştım. Bütün haftanın yorgunluğunu şimdi kızımla yorularak atacaktım üzerimden.

Plan yapıldı, fikirler havada uçuşurken  cep telefonum çaldı....

Kişiye göre zil sesi atama; Çalıştığınız fabrikanın tüm telefon numaralarına farklı bir zil sesini atamış olmak iyi birşey, bu numaralardan arandığınızda, daha çalarken bilirsiniz belki ama, bu zil sesini aileniz de biliyorsa, zil sesi ile birlikte mırıldanmalar başlar. Bilirler ki fabrikadan pazar günü gelen arama pek hayırlı olmaz.

Üretim hatlarından birisi "Acil Durum" alarmı ile birlikte duruyor ve acil durumun ne olduğu bulunamıyor. Kontrol edilmesi gereken yerleri tarif ederken görüşme uzadı ve sucukların yanmaya başlaması ile birlikte pazar günü planının değiştiği belli oldu.

Yeni plan; ben fabrikaya gideceğim, ailem beni evde bekleyecek. Sorunu hemen çözüp geleceğimden emin olduklarından mı yoksa kırgınlıklarından mı bilmiyorum, evde beni beklemeye karar verdi kızım ve eşim.

Vakit kaybetmeden soluğu fabrikada aldım;
Üretim hattı çalışma esnasında "acil durum" alarmı ile birlikte duruyor. Acil durum sinyali paketleme bölümünde bulunan bir acil stop butonundan geliyor. Bu işlerle uğraşanlar hemen yorum yapabilir; buton arızalı... hayır buton arızalı değil ancak basılı da değil. Üretim hattının başında durduğum 2 saatlik dilim içerisinde aynı arıza sebebi ile 4 duruş oldu. Paketlemede bulunan hiçbir personel bu butona bastığını kabul etmiyor ancak tek kanım bu butona basılıyor ve bunu yapan, bastığını gizliyor. Butonun yanında beklediğim süre içerisinde hiçbir arıza veya duruş olmuyor.

Saat 15:00, vardiya değişimi; fabrikada çalışan 1. vardiya personeli gidecek, 2. vardiya personeli iş başı yapacak. 15:05 de hat yine aynı arıza ile duruyor. Bu 6. duruş ve ben artık kesin eminim, sabotaj.

Güvenlik kameralarından birinin açısı bu butonu kapsıyordu. Vakit kaybetmeden kamera kayıtlarını inceledim. Haklıydım. Personellerden birtanesi, üretim hatlarının durduğu saatlerde bu acil stop butonuna basıyordu. İlginç olan, hiçbirşey yokmuş gibi işine devam ediyordu. 15:05 de tüm vardiya arkadaşları hemen birimi terk ediyor ancak arkadaş en sona kalıp butona basıp öyle gidiyordu.

Pazar günümü alt üst etti, ailemi üzdü, üretim hattını defalarca durdurdu, tonlarca ürünün bozulmasına sebep oldu. Ertesi gün ilk işim personeli çağırıp işine son vermekten başka birşey olamazdı. Nasıl olurda bir insan çalıştığı işyerine bu kadar zarar vermeyi düşünebilir? Kızgınlığım beni sabırsızlaştırıyordu, hemen arayıp yarın işe gelmemesini söylememek için zor tutuyordum kendimi.

Son kez kamera kayıtlarını incelemek istedim. izlediklerim haklılığım için yeterli diye düşündüm ve tam kapatırken birşeyi farkettim; 15:05 de herkesin gitmesini bekledi demiştim ya, bu gördüklerim ne peki? Vardiya sonu tüm personel makineler durur durmaz soyunma odasına giderken başrol oyuncum geride kalarak tüm konveyor banları ve lambaları kapatıyordu. Bir taraftan sağduyulu davranış sergilemesi, diğer taraftan acil stop butonu ile hattı durdurması garip ve açıklaması zor bir tezatlıktı. Tüm videoları tekrar incelemek istedim. Fakat bu defa sağ duyusunu görmek istercesine izledim videoları.

Algıda seçicilik bu işte, biraz önce beni kızdıran video şimdi şaşkına çeviriyordu. Başrol oyuncumun her butona basmaya gittiğinde görüntünün üst kenarındaki küçük bir bölümden zorla da olsa, paketleme makinesi ürün besleme elevatörünün durmuş olduğunu farkettim. Elevatör duruyor, personel gidiyor, acil stop butonuna basıyor, elevatörü çalıştırıyor ve tekrar işine dönüyor.

Evde beni bekleyen ailem, problemi biran önce çözeceğimden emin olduklarından dolayı evde kalmak istemişler. Bunu geç kaldığım için parka gittiklerini öğrendiğimde söylediler. "Bekledik ama işin uzayınca çıktık"

Alışveriş merkezinden çay bahçesine derken geç saatlerde eve geldik. Pazartesi günü hazırlığı, çözeceğim sorun sebebi ile heyecanla geçti. Başrol oyuncum ile görüşmeli ve bu hareketinin sebebini öğrenmeliydim. Açıkçası daha pazar günü akşam bu olayı bloğumda paylaşacağıma karar vermiştim.

Olayın sabotaj olmadığını düşünüyordum ama emin olmalıydım.

"Bu butona neden basıyorsun?" mu yoksa " bu elevatör durursa nasıl çalıştırırsın?" mı ? yoksa elevatörü durdurup "çalıştır" mı demeliyim?

Çok fazla düşünmeden personelin yanına gidip, elevatör durursa nasıl çalıştırırsın dedim. Acil stop butonuna basmadan yakaladım elini, "önce resetlerim" derken.

Elevatör duruyor, personel operatöre, aklınca, yardımcı olmak için elevatörü çalıştırmaya gidiyor. Ancak çalıştırmadan önce diğer hattın acil stop butonu ile resetlediğini düşünüyor. Acil Stop butonu ne bilmiyor. Bu hareketi ilk kez yaptığında elevatörü çalıştıramıyor, yakında bulunan acil stop butonuna basıyor ve raslantı olsa gerek, sonra elevatörü çalıştırabiliyor. Artık acil stop butonunun adı reset butonu oluyor kendi aklınca. Daha da yorum yapmıyor, "elevatör durduysa önce buna, sonra start butonuna bas, ancak öyle çalışır". Peki vardiyan bittiğinde neden bastın dediğimde verdiği cevaba gülmeden yapamadım. "Elevatör durmuş, ben resetleyim de gelen arkadaş çalıştırsın hemen" dedi. Elevatörün neden bu kadar sık durduğunu araştırdığımızda ise basit bir temizlik yapmamız gerektiğini gördük. Temizledik, elevatör birdaha durmadı. Yani üretim hattı neden duruyor sorusuna, diğer ünitenin temizliği cevabı fazlası ile güldürdü bizi. İş başı eğitiminin önemi ise bi okadar düşündürdü.

Süreç iyileştirme eğitimlerinden birinde anlatılmıştı, hastanede yoğun bakım ünitesinde meydana gelen ani ölümleri araştıran ekip, ölümlere, temizlikçi kadının sebep olduğunu bulmuşlar, gece vardiyasında temizliğe gelen kadın elektrik süpürgesini çalıştırmak için hastaların bağlı olduğu ünitelerin fişini çekiyormuş. Çok garip ama yaşadığımızda bundan farksız değildi.

Personel işe başlayalı 1 ay olmuş ve belli ki iş başı eğitimine gereken özen gösterilmemiş. İş başı eğitiminin önemini defaten dile getirmemize rağmen maliyeti yüksek te olsa bu olay tam bir eğitim konusu oldu bizim için ve etkinliği tartışılmaz. Maliyetini çıkarmak için işletmemizin vereceği bundan sonraki her eğitimde kullanmak gerekir aslında :)

Başrol oyuncuma iş başı eğitimini gecikmeli de olsa bizzat verdim. Ancak söylemeden geçemem, onu işsizlikten, beni de büyük bir hatadan bir tek şey kurtardı, "tassarruf". Tasarruf için çalışan makineleri vardiya sonunda kapatması konuyu bambaşka yerlere getirmiş, beni de bir hatadan alıkoymuştu.

Temizlik, Tasarruf ve İş başı eğitimleri. Şimdi kim bu konuların önemsiz olduğunu söyleyebilir?

Esat ÖDEMİRKAN
20.09.2013














 

Önce görmek öğrenmek lazım


İşe başladığının ilk günüydü ve geçmiş tecrübelerini yeni işyerine aktarmak için sabırsızlandığı her halinden belli oluyordu. Önüne gelen personelle tanışıyor, konuşmak için fırsat kolluyordu.
Çaylak diye tabir edilirdi çoğu yerde ve bütün çalışanlar çaylak muamelesi yapmayı severdi. Yeni işe başlıyordu. Fabrikayı, yemekhaneyi, servis araçlarını, üretim hatlarını, işletmede bulunan her şeyi yeni görüyordu. Bu durum çalışanların çaylakla dalga geçmesi, üstünlük kurması için yeterliydi. Yemekhane ne tarafta diye sorsa, “öğreneceksin adamım” cevabı yapıştırılırdı arkasından. Süreç içerisinde problemle karşılaşıldığında çaylağın bir yorumu gelse, cevapların ardı arkası kesilmezdi.

- Problem ne?
- Bizde bilmiyoruz, sen bir bak istersen çözecek gibi duruyorsun.
-Yok ben yardımcı olmak anlamında şey yapmıştım.
-Yardımcı olmak istiyorsan şöyle kenarda dur o zaman.

Ardı arkası kesilmez bu diyalogların. Çaylağın bu süreci yaşaması kaçınılmaz belki de. Yeni işe başlayan personelin yanında eski personelde güç yarışına girer aynı zamanda, işletme içerisinde ne kadar önemli olduğunu ve teknik anlamda ne kadar dolu olduğunu ispatlamaya çalışır gizliden gizliye.
Ertesi gün aynı heyecanla operatörü izliyordu uzaktan.  Ne yaptıysa bir türlü rahat akmıyordu ambalaj yakadan. Önceki iş yerinde bu tür arızalarla uğraştığı için kendinden emin aklından çözüm yollarını geçiriyordu çaylak. Ah dedi, şimdi operatör çözemez problemi de ben ilgilenirim, bir de çözersem bak görürler çaylağı. O esnada ben bu bölümün en tecrübeli personeliyim edası ile makineyi kapattı operatör ve personeli yemeğe yolladı, bi soluklanır sonra devam ederim diye düşündü kendince.
Fırsat doğdu çaylağa gizliden gizliye gitmelerini bekledi ve ardından koyuldu işe; yemek molası bitene kadar problemi çözecek, herkes geldiğinde makine çalıştırılacak ve ne kadar tecrübeli olduğunu göstermiş olacaktı.

Paketleme makinesi güvenlik kapısını açtı ve ambalajı aşağı doğru kaydırdı kendisine öğretildiği kadar bilgi ile. Kapı açık olduğundan çalıştıramadı. Eski iş yerinde tüm kapılar iptaldi nerden çıktı şimdi bu. Kapıyı iptal edecek kadar ileri gitmek istemedi ve kapılar kapalı vaziyette çalıştırmak istedi makineyi. İlk deneme de ambalajın kaymadığını gördü ve ikincisi kaza ile sonuçlandı. Ambalajı kapalı kapı altından hızlı bir hamle ile aşağı çekmek isterken, kendisinden hızlı olan çeneler kapandı ve bir parmağı yapıştırma çenelerine sıkıştı.

Paketleme makinesi yanında bu işlemi yapmak için emniyetli bir maşa vardı. Dahası bu işlemi yaparken makineyi durdurması gerektiğini anlatan bir uyarı levhası da vardı. Görmedi hiçbirini ve daha bu konuda da eğitim almamıştı.

İşletmelerde yeni işe başlayan personellerin potansiyel bir tehlike olduğunu unutmuştu çalışanlar. Adı üzerinde, yeni.  Farklı bir iş kültüründen kopup,başka  farklı bir iş kültürüne adapte olmak öyle kolay bir şey olmasa gerek.

Çaylağa bu ismi takanlar, onu çaylaklıktan çıkarmakla yükümlüdür. Kendi güvenliği için, işletmenin güvenliği için. Bunun için vardır iş başı eğitimleri, oryantasyon veya uyum eğitimleri. İş başı eğitimlerinde tanıtılır işletme; tehlike arz eden bölümler, nerede durması gerektiği öğretilir.

Oryantasyon veya uyum eğitimlerinde öğretilir makine vs kullanımları. Yetki alanları çizilir; bu makineyi çalıştırma, bu alanda bu işlemleri yapma, ne zamana kadar, işletmeye uyum sağladığın zamana kadar. Tecrübe paylaşımı işe yeni başlayan bir personelden hemen ertesi gün beklenmez. Deneme süreleri bunun için vardır ve karşılıklıdır sen işletmeden, işletme senden memnun ise ikinci bölüme geçilir.

Deneme süresi de olsa personel daha işe başlamadan yetkilerini bilmelidir. Kısa ve uzun vadede kendisinden ne beklendiği açıkça belirtilmelidir. Uyum eğitimi bu anlamda çok önemlidir. Personel yeni iş yerine uyum sağlayacaktır bu uygulama ile. On kez düşünüp bir kez hareket etmelidir bu süre sonuna kadar. Kendisinden bekleneni verebilmek için bol bol gözlem yapacak çözüm yolları arayacaktır. Sürece olumlu katkılarda bulumak için sağlam fırsatlar elde edecektir.

25 yıl soförlük yaptı babam. Tecrübede yanına yaklaşamam. Ancak yeni aldığım arabayı görmek istediğinde, kullan baba, bak bakalım nasıl dedim. Sen sür önce dedi, bi anlat bana huyunu suyunu.
25 yıl tecrübesi olduğu halde geçmedi direksiyona. Çünkü biliyordu, yeni arabanın yeni huyu olur. Önce bir görmek öğrenmek lazım. Hemen binip sürseydi belki bir hata yapacaktı. Bu riske girmedi ve oğluna birkez daha gösterdi ustalığını. İyice izledi beni, izlerken dinledi, sonra geçti direksiyona, ama hemen hareket etmedi bi yokladı sağını solunu, freni gazı. Öğrenmek için görmek lazım...

Fırsatı faydaya dönüştürmek  tam burada devreye girmeli aslında;
Yeni işe alınan bir personel yeni bir görüş, yeni bir heyecan demek sistem içerisinde. Sürecin bir parçası olacak bir süre sonra, ya doğru bir şekilde eğitilerek faydalı olacak, yada süreç içerisinde varsa olumsuz dalgalarla savrulacaktır. Doğru bir şekilde eğitirlir ise ve birey olarak o da değişim ile birlikte fırsatı faydaya çevirmesini bilir ise, bir de kendisine verilen görev için yetkinliği varsa olumlu bir hareket yapılmış olacaktır. İşletme de kendisi de bu durumdan olumlu etkilenecektir.

Aksine süreç içerisindeki dalgalara bırakılırsa eğer, hani bir tabir vardır su kabına göre şekil alır diye, dalgaların doğru yöne sürüklediğini ummaktan başka birşey kalmaz geriye. Kendisine verilen görevi iyi yapabilmesi için paralel çalışan bireyler tarafından iyi yönlendirilmesi gerekecektir. Bu ihtimale karşı işletmenin nasıl bir tavır sergileyeceği önemlidir.

Önce görmek lazım öğrenmek için; öğrenmek için sadece  görmesi yetmez, gördüğünü doğru yorumlaması sağlanmalı, doğru yorumladığını, doğru uygulaması sağlanmalı sonra. Doğru uyguladığını standartlaştırması sağlanmalı en sonunda. Bu döngü kazandırılırsa çalışana, bu süreç her defasında işletmede cana can katacaktır. Sürekli iyileştirme bu değil midir bir anlamda zaten. İşletme içi süreç yönetiminde sürekli iyileştirme hedefini yakaladığını görmek kaçınılmaz olacaktır artık. Böyle bir temelden kurulan süreç yöneticilerinin önünde hiç bir problem duramaz bence. 

Esat Özdemirkan

2011